1. DÖNENCE - TEOMAN
  2. DAĞLAR DAĞLAR - EMRE AYDIN
  3. UNUTAMADIM - BÜLENT ORTAÇGİL
  4. KARA SEVDA - ÖZLEM TEKİN
  5. CAN BEDENDEN ÇIKMAYINCA - FUAT GÜNER
  6. SARI ÇİZMELİ MEHMET AĞA - NEV
  7. KOL DÜĞMELERİ - OGÜN SANLISOY
  8. NE OLA YAR OLA - FERİDUN DÜZAĞAÇ
  9. CEM AĞABEY - GÜR AKAD
  10. YENİ BİR GÜN - HAYKO CEPKİN
  11. GÜLPEMBE - KORO
  12. GÖĞE SELAM - Enstrümantal
lavo-club

“Kara saÇlı Gandalf”

“Adam gibi adam”
Sonsuz uzun saçları ve sonsuz uzun sakalları vardı. Nedense içtiği tütünler hep ıslaktı. “Çok üşürdük hep üşürdük üşümekti bütün yaşadığımız, üşürdü ellerimiz aşkımız sonsuz uzun sakallarımız” dizesinin canlı bir kanıtı gibiydi.
Ama gülerdi.
Onu tanımayanlar ve ilk kez karşılaşanlar, bir saç ve sakal yumağı gördüklerini sanırdı. Oysa uzaklara, çok uzaklara giden köhne bir trenin, yanlışlıkla adı “Ekspres” diye konmuş bir trenin “Kara saçlı Gandalf”uydu o.
Onunla tanıştıktan sonra, çok da değil şöyle bilemedin üç dakika sonra, sadece ve sadece bir gülüş kalırdı ortada. Nasıl bir gülüş. Tarif edilmez. Pi kokulu Mısır Ehramları arasından çıkıp gelmiş gibi gizemli bir yüzde, ansızın bir Nil nilüferi açmış gibi patlayan bir gülüş. Abartısız. İçten. Sonra üç dakika daha geçerdi ve o baştan ayağa bir gülüş oluverirdi. Gözlerin çok ama çok derinliklerinden doğan, dalga dalga yayılan, neredeyse kainatın tümünü sarıp sarmalayan sıcacık bir gülüş olurdu.
Derken o gözlere biraz daha bakılırdı ve ansızın gülüşün dalgalarının gizlemeyi pek başaramadığı inceden bir hüznün de dolaşmakta olduğu görülürdü o gözlerde. Yorgun bir kalbin, örselenmiş hayallerin, saklanmış, hep içe atılmış hoyratlıkların yorduğu bir kalbin kristal kırıklarının dolaşmakta olduğu da görülürdü Mısır Piramitlerini anımsatan o yüzde.
İşte o zaman karşınızda sadece ve sadece kocaman bir yürek olduğu görülürdü. Kırılmış, örselenmiş ama umudunu ve savaşma azmini hiçbir zaman yitirmemiş bir yürek. Pırıl pırıl bir çocuk yüreği.
Siz bu kadar kısa bir zamanda bu kadar büyük değişikliklere şahit olmanın şaşkınlığını yaşarken, o elini omzunuza koyar. “Adam gibi adam” tüm insanlara yaptığı gibi size de yüreğini sunmuştur işte.
Dünyaya bakışınız değişir o andan sonra. Sevmenin, bu dünyayı ve insanları sevmenin, onların bir parçası olmanın ne demek olduğunu anlamışsınızdır çünkü. Onunla tanıştıktan sonra sizin için sadece sevgi vardır artık. Sevmek, paylaşmak ve vermek. O’nun tekmil dünyası budur işte.
O da adına ekspres denilen o köhne trenin bir yolcusuydu. Kim bilir kaç kez çok uzaklardaki Kurtalan’a kadar gitti.
Sonra o köhne trenden bir yolcu daha indi. Sakız Hanım ile Mahur Bey’i selamladı ve öteki iki arkadaşının yanına gitti.
Perde. Hepsi bu.